Beni beğenmeyip kovan gazino patronları oldu

Beni beğenmeyip kovan gazino patronları oldu

Türk pop müziğinin en romantik seslerinden, en hoş simalarından biri Nilüfer; her daim havalı, her daim moda... 14 Şubat Sevgililer Günü’nde onunla hem eski günlere gittik hem de ‘aşk’ üzerine söyleştik… Bize Cihangir’de geçen çocukluğunu, lisedeki kız...

14 Şubat 2021 - 09:16

Ara Sıra Bazı Bazı, Dünya Dönüyor, Namussuz Akşamlar, Selam Söyle, Şov Yapma, Boşvermişim Dünyaya… 1970’lerden bugüne Türk pop müziğinin en unutulmaz şarkılarını bize kazandıran Nilüfer, 1955 yılında iş adamı Cemil Yumlu ile ev hanımı Lütfiye Hanım’ın tek çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi… Anlatmaya çocukluk anılarıyla başlıyor: “Cihangir’de çok güzel bir apartmanın beşinci katında gözlerimi açmışım dünyaya. Cihangir o zamanlar şimdikinden çok farklıydı. Daha çok Rum vatandaşların yaşadığı bir semtti. Apartmandaki tek Müslüman aile bizdik mesela. Çocukluğumda orayı, ben çok büyük görürdüm. Yüksek tavanlı, kocaman odaları, çok güzel manzarası olan bir dairede oturuyorduk. Evimizden Kız Kulesi’ni, Eminönü’nü, Sirkeci’yi görürdük. Babam dürbünle gemileri seyrederdi. Küçükken bahar aylarında yeni çıkan çileğin kokusunu, ilk çıkan turfanda kirazın tadını, salatalığın şahane kokusunu hatırlıyorum. Babam vefat edene kadar, yani 11 yaşına kadar çok güzel bir çocukluğum oldu. Biraz yalnız ama güzeldi.”

 

‘İŞİM GÜCÜM MÜZİKTİ’

Yalnız bir çocukmuş ama bu onun için hiçbir zaman mesele olmamış... Ta o zamanda işinin gücünün müzikle ilgili olduğunu söyleyerek devam ediyor: “Kendi kendime oyunlar icat ederdim. Mesela evdeki ilaçları dizer, kendimi eczacı ya da eczanede çalışan tezgahtar yapar onları satardım. Taş bebeklerim vardı üç tane. Birinin adı Fatoş, birinin adı Zeynep’ti. Diğerinin ismini unuttum. Bu taş bebekler kocamandı. Babam yurt dışından getirmişti. Onlarla vakit harcardım ama en büyük meşguliyetim radyo başında sevdiğim şarkıları beklemekti. Çok çok küçük yaşlardan itibaren işim gücüm hep müzikle ve şarkı söylemekle ilgiliydi.”

‘OĞLANLARI DÖVERDİK’

Evin tek çocuğu, 3-4 yaşından itibaren astım bronşit hastası da olduğundan annesi üstüne titriyordu. Yalvarıp yakarmasına rağmen ‘bir şey olmasın’ diye anaokuluna gidemedi. İlkokulun ilk iki senesini Özel Aydın Okulu’nda okuduktan sonra eve çok yakın olan Firuzağa İlkokulu’na geçti. Ardından ortaokul eğitimi için İtalyan Koleji’ne devam etti. Nilüfer o dönemden anılarını, “Birkaç kızdık, biraz azılı kızlardık. Sınıftaki oğlanları döverdik; yarı oyun, yarı dövme şeklinde!” diye anlatıyor: “Annem sert biriydi ama öyle olmasının sebebi, tamamen beni koruma amaçlıydı. Biricik kızına bir şey olacak diye korkardı. Beni bir yerlere bırakmak istemiyordu. Korkuyordu başıma bir şey geleceğinden. Ama Nilüfer durur mu? Bir şekilde bir yolunu bulup çıkardım dışarı.” Peki öğrenci olarak nasılmış? “Vasat bir öğrenciydim” diye yanıtlıyor: “Ne çok süperdim ne de tembeldim. İkisinin arası bir şeydim.”

 

‘ANNEME SÖYLEMEDEN İLANA BAŞVURDUM’

1970 yılında, henüz İtalyan Lisesi’nde öğrenciyken, katıldığı Hafta Sonu gazetesinin Altın Plak Ses Yarışması’nda aldığı birincilik geleceğini belirledi.

 

Bu süreci şöyle anlatıyor: “Yarışmaya katılmak tamamen benim fikrimdi. Bu kadar baskı altında, bu kadar kısıtlama altında büyümüş genç bir kız olmama rağmen 15 yaşında bir anda, Hafta Sonu gazetesinde gördüğüm bu ilan beni çok heyecanlandırdı. Anneme bile söylemeden başvuruda bulundum. Bana, ‘Siz 15 yaşındasınız. Eğer ebeveyninizle birlikte gazeteye gelirseniz, onay alırsak katılabilirsiniz’ dediler. Ben de aldım annemi Cağaloğlu’ndaki Hafta Sonu gazetesine götürdüm.”

 

MİKROFONLA İLK TANIŞMAM...

Durul Gence Orkestrası eşliğinde, ‘Sensiz Yıllarda’ adlı şarkıyla katıldığı yarışmanın jürisinde Şehrazat, Ajda Pekkan, Alpay, Fecri Ebcioğlu gibi sanatçılar vardı... Nilüfer devam ediyor: “Hiç unutmam, Ergil Tezerdi vardı. Annemi gördüler, onay aldılar ve yarışmada finalist oldum. Gerçekten hayatımda unutamadığım bir deneyimdir. Sahneyle, mikrofonla ilk kez tanıştım; önce jüri daha sonra halk karşısında şarkı söyledim. Beni müthiş heyecanlandıran, aldığım sonuçla beni olağanüstü mutlu eden, hayatımda unutamadığım bir andı. Mümkün olsa tekrar tekrar yaşamak istediğim bir anı benim için.” 1972 yılında ‘Kalbim Bir Pusula’ adlı ilk 45’liğini Odeon Plak’tan piyasaya çıkardı. Onu 1973 yılında yaptığı ‘Dünya Dönüyor’ adlı 45’liği izledi. İlk sahne deneyimini, İzmir Fuarı’nda Zeki Müren’in assolist olduğu kadroda çıkarak yaşadı. O günden bugüne kendisini keyifle izliyoruz.

 

O PATRONLARA ‘GÜN GELECEK BANA YALVARACAKSINIZ’ DEDİM

Peki ya onu ilk meşhur eden yarışmaya hiç katılmasaymış? Alternatif bir hayatın nasıl olacağını hiç düşünüp düşünmediği sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Hiçbir zaman şöhret olmak gibi bir şey aklımda yoktu. Zaten her evde televizyonun olmadığı, programların çok az olduğu bir zamandan bahsediyoruz. Dolayısıyla şöhret olmak çok zordu. Şimdiki gibi değil. Şimdi biraz sivriyseniz, televizyona çıkarsanız tanınan bir insan oluyorsunuz, şöhret oluyorsunuz. Ama eminim bir yolunu bulurdum. Yine bir şekilde çıkardım ortalığa ve sesimi duyurmak isterdim sanki.” Nilüfer bugün verdiği yüzlerce konser, onlarca albüm ve klasikleşmiş şarkılarıyla sanatta 50 yılı geride bıraktı... En unutamadığı anıları neler? Şöyle yanıtlıyor: “1970 yılındaki ses yarışması, daha sonra Kayahan’ın yazdığı Geceler şarkısıyla Akdeniz Şarkı Yarışması’nda Türkiye’nin birincilik kazanması, yaşadığım keyif aldığım onlarca yüzlerce konser... Ama bunun yanı sıra ilk sahne deneyimi sırasında yaşadığım başarısızlıklar, olumsuzluklar da var. Beni başarılı bulmayıp, işime son veren gazino patronları da oldu. O zaman demiştim ki ‘Sizler şimdi bana bunu yaptınız ya, gün gelecek benim çıkmam için bana yalvaracaksınız!’ Çok sinirlenmiş, öfkelenmiştim ve kendi kendime böyle söz vermiştim. Sanıyorum o dönem gazino konseptine çok uygun biri değildim. O yüzden hiçbir zaman gazinoları kendime yakın bulmadım, kendimi gazino sahnesinde göremedim.”

‘SEN O YARIŞMADAKİ KIZ MISIN?’

“SES yarışmasında birinci olduktan sonra, yine kaderin oyunu mu desem şans mı desem, bir plakçı dükkanında o yarışmadaki jüride bulunan ve aynı zamanda Odeon’da müzik prodüktörlüğü yapan Nino Varon’la karşılaşmam ve beni tanıyıp ‘Sen o yarışmadaki kız mısın?’ demesi hiç unutamadığım anılardan. Dönüm noktalarımdan biri de sanırım Kayahan’la tanışmış olmam. Tanışıp, daha sonra uzun yıllar sürecek ve sonuç olarak çok başarılı işlere imza atılan bir birliktelik olması.”

ESKİYE TAKILIP KALMAM

1979 yılında yayınlanan ‘Nilüfer 79’ adlı 33’lük plağında yer alan ‘Hey hey gidi günler’ şarkısında “Bizler mi bilmem ki yoksa zaman mı değişti, o güzel günler hangi köşelerde gizlendi…” diyordu. Peki acaba Nilüfer hiç nostalji yapar mı? Nostaljiyle ilgili ne düşünüyor? Bu soruları “Çok eskiye takılıp kalan biri değilim” diye yanıtlıyor: “Öyle olmak da çok hoşuma gitmiyor. Ama zaman zaman, bu senede iki ya da üçtür, açar çok eski şarkılarımın birkaç tanesini dinlerim. Ya da o dönemde sevdiğim bazı İtalyanca şarkıları, İtalyan okuluna giderken dinlediğim bazı İtalyanca şarkıları dinlerim. Ki birçoğu hâlâ şarkı söylemeye devam ediyorlar. Bazen onları dinlerim ve o zaman da gerçekten duygulanırım. Ne kadar çok zaman geçmiş, aradan uzun yıllar geçmiş diye fark ediyorum. Böyle içim çok hafif bir cız eder.” 

‘KAÇ KONSER VERDİM BİLMİYORUM’

 

“Kaç konser verdim hayatımda bilmiyorum, saymadım. Yüzlerce, binlerce belki... Her biri farklı bir anı olarak kalmıştır bende. Özellikle söyleyebileceğim ve unutamadığım bir konser sanıyorum yok. Hepsinde performansımın iyi olması için uğraşır ve çaba gösteririm. Her şey mükemmel olsunu diler, seyircinin oradan mutlu ayrılması için uğraşırım. Çünkü o anda ben de çok mutlu olurum. Birlikte mutlu olalım isterim.” 

‘BANA İYİ GELENLER…’

 

Nilüfer’e neler iyi gelir? “Kızım” diye yanıtlıyor: “Kızımla beraber bir yere gitmek, gezmek, seyahat etmek. Tabii bir yıldır bunu yapamadık. Birazcık onun sıkıntısı var üzerimde. Bir de hayvanlar... Hayvanlara karşı içimde çok büyük bir şefkat var, sevgi var. Onları korumak istiyorum. Onlar için bir şeyler yapabilmek istiyorum. Belki biliyorsunuz bir sürü kedim var evimde. Herkese tavsiye ederim. Herkes bir kedi alsa sokakta hiç kedi kalmazdı.”  

NİLÜFER’LE AŞKA DAİR...

 

Aşkı tarif etseniz...

Herkes kendine göre aşkın tarifini yapar herhalde. Ben aşkı şöyle tarif edebilirim; kendi hissettiklerim doğrultusunda müthiş bir coşku, heyecan, yaşama sevinci, motivasyon ama aynı anda da gelebilen acı. Karmaşık bir durum bana göre.

Aşk lazım mıdır?

İnsanın bu konudaki düşüncesi galiba zaman içinde değişiyor. Mesela şu anda ben aşk lazım değil diyorum. Aşkın lazım olmadığını düşünüyorum. Ama bundan 10 sene ya da 20 sene öncesini soracak olursanız aşk şart derdim. Şu anda başka bir yere doğru evrildi sanki gönlüm, kalbim, ruhum, aklım...

Kendi şarkılarınızdan en çok hangilerini söylemeyi, dinlemeyi seversiniz? Nilüfer şarkıları nasıl bir ruh halinde dinlenmelidir?

Doğrusunu söylemek gerekirse oturup kendi şarkılarımı dinlemiyorum pek. Ama bir şarkıyı söyledikten ve aradan yıllar geçtikten sonra dinlersem hoşuma gidiyor. Yoksa oturup da kendimi dinlemem. Ya da dediğim gibi çok çok eski bir şarkıyı dinlemek değişik duygular veriyor bana. O şarkıyı söylediğim zamanki ruh halimi, o sırada yaşadığım hayatımda olup biten şeyleri... Tüm bunlar gözümün önünden geçiyor. Biraz hüzünleniyorum, bazen de mutlu oluyorum.

Hayat yalnız geçer mi? Yoksa birisi mutlaka olmalı mıdır?

Ben yalnız olmayı başarabilen bir insanım. Hep böyle oldum. Kızım olana kadar tek başıma yaşıyordum. Bir kedim vardı bir de ben vardım koca evde. Kızım olduktan sonra o kadar değişti ki bu durum. Kızım şu anda burada, yanımda ve ben çok mutluyum. İngiltere’de okuduğu için oraya gidecek tekrar. O gidince buruk oluyorum. Fakat onun dışında yalnızlığı seven biriyim. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x