VUCA DÖNEMİNDE YEREL YÖNETİM
Can Çirişoğlu

Can Çirişoğlu

VUCA DÖNEMİNDE YEREL YÖNETİM

17 Mart 2019 - 12:31

Son yazımı bugün VUCA döneminden söz edeceğimi belirterek bitirmiştim, kaldığım yerden devam ediyorum.

VUCA ne demektir? İngilizce Volatility (değişkenlik), Uncertainty (belirsizlik), Complexity(karmaşıklık) ve Ambiguity (muğlaklık) kelimelerinin baş harflerinden türemiş bir isim. Soğuk Savaş’ın bitmesi ve asimetrik tehditlerin ortaya çıkması neticesinde yeni güvenlik ortamını tanımlamak için ABD ordusu tarafından ortaya atılan VUCA kavramı, bulunduğumuz dönemin şartlarını anlatmak için giderek daha fazla kullanılmaya başlandı. Değişkenlik, değişimin hız ve boyutlarının gittikçe artmasına; belirsizlik öngörülemezliğin en belirleyici kural olmasına, karmaşıklık parçalar arasındaki ilişkilerin kurulmasının zorlaşmasına ve muğlaklık da çevremizdeki olguları anlamlandırmakta zorlanmamıza işaret ediyor.

Türkiye iş dünyasının 1929, 1946, 1954, 1958, 1969, 1974, 1978, 1980, 1986, 1988-89, 1991, 1994, 1998-99, 2001’de iç ya da dış etkenlerden kaynaklanan krizlerden edindikleri bilgi birikimi ve deneyimlerin yeterli olamayacağı bir döneme giriyor.

Bu dönemde, sürekli gelişen teknoloji ve değişen yönetim anlayışlarından rahatsızlık duyan yöneticilerin tedirginlikleri bilinmezliklerin oluşturduğu riskler, büyük verinin bilgiye dönüştürülmesinde yetişmiş insan kaynağı eksikliği, iş yapma alışkanlıklarının değişmesi, organizasyon yapılarının çeşitlenmesi, sosyal medyanın gücü ve siyasi belirsizlikler nedeniyle gün geçtikçe daha da arttırıyor. 

Her türlü olumsuzluğuna rağmen durgunluk dönemlerinin fırsata dönüştürülmesi olasıdır. Yapılması gereken, şirket kaynaklarının müşterilerin beklenti ve isteklerine uygun inovasyonlar için verimli değerlendirilmesidir. Şirketlerin böyle dönemlere hazırlıklı olmalarında güçlü Müşteri İlişkileri Yönetimi daha doğrusu Müşteri Odaklı İşletme Yönetimi uygulamaları önemli rol oynar. Bu anlayış yurttaş memnuniyetini sağlamakla yükümlü yerel yönetimlerde de karşılığını bulmalıdır. Demokrasinin kalesi diye bildiğimiz İzmir’de VUCA anlayışından uzak yerel yönetim biçiminin yıllardır kentlilerde yarattığı rahatsızlık seçilecek başkanın omuzlarına büyük bir yük getiriyor. Sessiz kuşaktan başlayarak savaş sonrası çocukları “baby boomer” kuşağı, X, Y ve de Z kuşakları hatta 2013 sonrası doğan Alfalara kadar geniş bir yelpazede insanın yaşadığı İzmir en azından bu nedenle bile yerel yönetim anlayışında değişime gereksinim duyuyor. İzmir, ülkemizin geleceğini şekillendirecek gerçekçi tarım temelli kırsal kalkınma uygulamalarını başararak Türkiye’de öncü olmak zorundadır.

VUCA ile başladık ve sonunda Türkiye’nin incisi İzmir’de yerel yönetimlere kadar ulaştık. Ortak sorunumuz yaşamaya başladığımız, seçim sonrası daha da derinleşerek sürecek, ekonomik kriz sürecinde yaşamı sürdürebilmektir. Ulusal Kurtuluş Mücadelemizden bu yana yaşadığımız tüm krizleri hep birlikte kol kola, omuz omuza aştık. Bu dönemi de milletçe bütünleşip çok çalışıp az tüketerek, yerli mallarımızı kullanarak, daha fazla katma değer yaratarak, dijital çağın teknolojilerini üreterek ve de en önemlisi bu değerleri ihraç ederek aşabiliriz. Gelecek on yılların bugünden daha iyi olmayacağını bilerek davranmalıyız. İzmir’in geleceğin dünyasında değerli bir yer almasını sağlamak ve bunun yararlarını paylaşıp mutlu olmak bizim elimizde!

Sosyal demokrasi, refahın hakça ve adil paylaşımıdır. Çocuklarımız için doğru olduğuna inandığımız adayı destekleyip Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturtmak ise geleceğe karşı sorumluluğumuzdur. Çünkü; Biz, ben-sizler, hepimiz İZMİRİZ! Ülkemizin aydınlık yüzü, batıya açılan penceresi kentimizi ve burada yaşamayı çok ama çok seviyoruz…

Günün Sözü: “İnsanları ikna etmenin en etkin yollarından biri, onları dinlemektir.” – Dean Rusk (ABD eski Dışişleri Bakanı)

Son Yazılar